- Hoşgeldiniz

SON DAKİKA

İşsizlik Çıplaklıktır: Çıplak Vatandaşlar – Cansu Aydın

19 Aralık 2019 - kez okunmuş
Ana Sayfa » Haberler»KÖŞE YAZILARI»İşsizlik Çıplaklıktır: Çıplak Vatandaşlar – Cansu Aydın
İşsizlik Çıplaklıktır: Çıplak Vatandaşlar – Cansu Aydın

Full Monty filminden tiyatroya uyarlanan oyunun yönetmenliğini Laçin Ceylan üstlenirken, aralarında Cansel Elçin, Reha Özcan, Suna Yıldızoğlu, Erdal Uğurlu, Alican Altun, Sedat Mert, Erdal Uğurlu, Bedir Bedir, Dilşad Çelebi, Burcu Görek gibi isimlerin yer alıyor. Hayli kalabalık bir oyuncu kadrosuyla çıkarılmış izleyenine bir oyunda olması gereken unsurlardan birçoğunu sunan bir oyundu. Oyun, İngiltere’de kapanan ( özelleştirilen ) bir çelik fabrikasının işçilerinin işsiz kalması üzerine yaşadıkları çaresizliği, dramı güldürerek anlatmayı tercih ediyor.

Özelleştirmeden önce, ellerinde meslekleriyle bir vasfı ve statüsü olan bu adamlar aslında işlerini kaybetmeleriyle “ Çıplak” kalıyor. Bu nedenle oyunun ismindeki çıplaklık, aslında Gaz karakterinin nafakasını ödeyememesi, Gerald’ın eşine işe gider gibi evden çıkıp yalan söylemesiyle başlıyor. Çocuğunu nafakasını ödeyemediği için, göremeyecek Gaz, o dönemde popüler olan striptizi bir çıkış yolu olarak görüyor. Zaten itibarlarından, işlerinden koparak çıplak kalan bu vatandaşların macerası böyle başlıyor. Bu mükemmel olmayan adamlar bu işi yapmayı başarabilecekler mi?

Oyun, birçok alt metni ( kadın-erkek bakış açıları, güzellik kaygılarının erkeğe evirilmesi- cinsel yönelimler ve kendini kabul) eğlenceli, mizanseni, kusursuza çok yakın oyunculuklarla işliyor. Sadece ‘ gülmek’ bir oyun izlemeniz için kriter değilse, iyi bir güldürünün yanında geçmişten günümüze devam eden evrensel sorunları ( işsizlik, otokrasi, özelleştirme gibi) izlemek istiyorsanız, Çıplak Vatandaşlar izlemeniz gereken bir oyun.

Birinci perdenin başında, çelik işçilerinin işsiz kalma sürecinin özetinin yapılması, Suna Yıldızoğlu’nun dansı fabrikanın canlı ve parlak zamanlarını anlatmak için oldukça başarılıydı. O ışıltıdan bir hurdaya dönen fabrika sonraki sahnelerde işlenecek çabanın altını doldurdu. Sahnelerin geçişlerinde kopma olmaması, akıcı ilerlemesi oyunu diri tuttu.

Oyunun sadece iki karakter üzerinden ilerlememesi, yan karakterlerin hikayesinin olması, daha doğrusu hikayenin bir yan karakterden ziyade kalabalık ve uyumlu bir kadroya sahip olması izleyeni tek bir odağa hapsetmiyor. Bütün statüleri elinden alınmış ve çıplak kalan bu vatandaşların eğlenceli dramı izleyenini içine alıyor. Oyunculuklar açısından Cansel Elçin,Reha Özcan, Erdal Uğurlu, Sedat Mert, Alican Altun, Bedir Bedir tıpkı oyunun iç dinamiğinde olduğu gibi bir enerjiye seyirciyi buyur ediyor. Kurgu, Dekor ve oyunculuklar bağlamında Çıplak Vatandaşlar:

Oyunun sahnelerinin filme göre (The Full Monty) sıralanışı ve kurgusu: Burada yönetmen Laçin Ceylan teknik yeterliliğini ve sahne hakimiyetini konuşturmuş. Filmde var olan ancak akışa çok da hizmet etmeyen sahnelerin değiştirildiğini, espri ve güldürü unsurlarının da evrensel tarafına çok dokunmadan üslup olarak yerelleştirildiğini görmek mümkün. Ayrıca, Erkek hikayesinin başında bir kadın olması, her anlamda oyunun ve değinmek istediği kadın ve estetik algısının hicvi bu sayede başarıyla gerçekleştirilmiş

Dekor ve ana tema işsizlik uyumu: Uzun zamandır böyle teferruat ve görsel içeren bir dekorlu oyun izlememiştim. Oyun bitiminden sonra, dekoru kaldırmak için adeta bir inşaat alanına dönen sahneyi görebilirsiniz. Vinç metaforu ve tepede asılı kalan, işi gücü elinden alınmış çelik işçileri gibi duruyor. Aslında fabrikanın ve siyasi gücün ‘demir’ otoritesini gösteren dev dekor, düşen, oyunda tek tek sökülüp çalınan parçalarıyla, özelleştirme sonrası gelen dev bir hurdaya dönüşen ekonomiyi anlatıyor. İhtişamlı bir dev! Fakat çürümüş ve artık iç yapmıyor. Öncesinde üretimin ve devinimin sembolü olan fabrika, işçileri gibi vasıfsız ve çıplak kalıyor. Sahnelenen çıplaklığın işçilerin bedenleri olduğunu mu düşünüyorsunuz? Hayır… izlerken çaresizliğiyle eğlenen insanlar yakın geliyor…

Oyunculuklar açısından bakıldığında: oyunda kalabalığı görebiliyorsunuz. Tekli ya da 2 kişilik oyunlarda sahne hakimiyeti sağlamak ve koordinasyon çok daha kolaydır. Fakat burada gördüğüm on beş oyuncu var. Her birinin entegresi inanılmaz zor bir eylem. Tek oyunda bu oyuncu miktarı şöyle dursun, bu kadar kişiyle grup kuran tiyatro atölyeleri var. Buna rağmen koreografili ve cesur bir oyun. Bu kalabalık kadro hikayeye ne katmış dersiniz?

Cansel Elçin: kendisi ekranda ve sinemada izlediğimden çok daha farklı bir oyunculuk sergiliyor. Hep duyardım: Televizyon oyunculuğu, sinema oyunculuğu başka tiyatro başka diye. Bunu canlı canlı görmüş oldum. Bir kere mimiklerini çok daha belirgin kullanıyor. Yüzü ve bedeni oyunun bir parçası gibi. Hareketleri çok spontane.. yani şöyle: hiç bir kasıntısı yok. Komik olan repliklerin hiç birinde telaşı seyirciden reaksiyon almak değil. Dans eder gibi oynuyor.. ritmi yerinde. Serseri bir karakter, tutunamayan bir baba. Sesinin rengi ve şiddeti yerindeydi. Sanırım bu konuda en iyi yerde karaktere “ AygıRrrr “ diye seslendiği yerdi. Hani şu dem vurulan diksiyonu düzelmemişin R’si söylüyorum nişanesi gibiydi. Asla öyle ne dediğini anlamama gibi bir durum yok. Sonuçta TRT spikeri diksiyonu yapmayacaklar. Kısacası ben Elçin’i izlemekten son derece memnundum. Sahnede kendinden geçercesine oynuyor desem, tam olur. Kendini kaptırıyor. Çaresizliklerine çıkışı bulanlara gelsin bu karakterin çıplaklığı…

Reha Özcan: Ah Reha Özcan.. sesinin tınısını karaktere dönüştürüyor resmen. Karakterin Diğer çelik işçilerine göre daha statülü bir konumu var. Bu durumdaki gel gitleri, obsesyona kayan tutumları çok iyiydi. Dans öğretmeye çalıştığı sahnedeki ifadeleri, Reha Özcan tonu dediğim bir tonla “ yaa siz anlamıyor musunuz?” Deyişini üçüncü defa izleyebilirim.

Sedat Mert- Bedir Bedir ikilisi: bu performansları ikili değerlendiriyorum çünkü ortak bir dertleri var ( acaba ne?) bunun için oyunun birazda toplumsal önyargı tarafına gelsin onların çıplaklığı.. Bedir Bedir karakterinin içindeki yorumla güldürebilir. Oyundan sonra insanın bir yanaklarını sıkası geliyor..

Alican Altun: Karakterin yaşadığı bir tükenmişlik var. Sanki ona ağır gelen vücudu değil de işsizliği. Alican Altun’un çıplaklığı da kadınları cinsel bir obje gibi gören “ memeye bak, kalçaya bak.. yavruuum gözler lens mi?” Erkeklerine gelsin.

Erdal Uğurlu: oyunun aynı zamanda koreografı olduğunu öğrendiğimde saygım iki katına çıktı. Elini taşın altına koymak bu olsa gerek. Kendince gizemleri olan bu karakterin çıplaklığı da kendi gerçeğiyle yüzleşemeyenlere gelsin..

Yusuf Vardar: oyunun çocuk oyuncusu. Cansel Elçin’in karakterinin oğlu. Yer yer çıkışları ve isyanları çok tanıdık. Yaşından büyük oynuyor.

Suna Yıldızoğlu: bence yıldız tozu kendisi. Açılışta Reha Özcan’la yaptığı dansa ve enerjisine hayran kalırken, hiçbir şeyi umursamaz; alışveriş yapar kadın algısına da tokadı çakıyor.

Dilşad Çelebi ve Burcu Görek: Dilşad Çelebi ‘ temiz’ şekilde oynuyor karakterini, rahatsız eden bir yanı yok. O, sürekli yakınan ve kocasına güveni kalmayan kadını yumuşatarak oynamış. Burcu Görek’i ise çok başarılı buldum. Alican Altunla ve diğer karakterlerle sahne enerjisi çok yüksek..

Size kalan oyunu izlerken alkışlamak oluyor.

Bir sonraki tarih olan 10 Ocak’ta görüşmek dileğiyle

CANSU AYDIN

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar
error: Content is protected !!